Bandırma-Ayvalık turu (5/5)   Leave a comment

5. gün

12 Eylül Cuma

Bergama-Sarımsaklı

74,40 km

Artık zil çalmadan uyanıyorum. Bütün algılar açık. Çok ayığım vesselam. İki gün sonra Cunda’da rakı balık yapacaksın ama çocuk, bu kadar ayık olmak iyi değil. Kimse için değil. Tabii bu sofrada altınbaş düşüncelerden eser yoktu otel odasında doğrulurken. Bir günlük aradan sonra tekrar bisiklete binecek olmanın taze hissiyle dopdoluydum. Serin bir Bergama sabahına adım atmış bulunmaktayım. Dün akşam saatleri ayarladığmız gibi, 7:00 a.m., günaydın İbrahim Bey!

Bergama’nın içinden Kozak yönünde, kuzeye doğru ilerliyoruz. İlk durağımız bir kahvaltı salonu. İbrahim Bey ballı süt teklif ediyor, ama almıyorum. Odadaki kahvaltıdan içim kıyılmış vaziyette. Tekrar yola koyuluyoruz. Yükseltimiz 60 metre. Bugünün piki 720 metrede. Aralıksız bir çıkış var. Ama o da nesi? Tatlı tatlı yükselmeye başladık bile.

Bir süre sonra Madra Dağı’nın bu güneydoğu ucu eteklerindeki doğa tırmanışın yorgunluğunu unutturacak biçimde yeşeriyor. Şırıl şırıl ve buz gibi bir yokuş çıkıyoruz. Adım başı çeşme ve hayrat dolu. İlk kez bu kadar erken saatte çıktığım için titreyerek üşüyorum. Eğim bir süre sonra artınca, benim de motorum ısınıyor.

Güzel güzel tırmantıktan sonra, piknik alanındaki mola yerimize geliyoruz. Odun ateşinde çay söz konusu. Bitişiğinde yemyeşil bir mesire yeri var. Cennet yahu! Çayların yanında ev yapımı peynirli börek var. Uzun zamandır bu kadar lezzetli ve her lokmasında haz duyduğum bir şey yiyip içmemiştim.

Nefis molamız son bulduktan sonra az bir süre daha tırmanıyoruz ve iniş levhasının başında fotoğrafımızı çekiyoruz. Günün en yüksek noktasına ulaştık, 720 metredeyiz. Tırmanışta sağlı sollu yükselen çam ormanları, Kozak Köyü’nden sonra yerini fıstık çamlarına bırakıyor. Yolun kıvrımı bitiyor. Bazen düz, bazen iniş, bazen de ufak rampalarla yol devam ediyor. Bir süre sonra sağ tarafta Madra Dağı bizleri selamlar vaziyette. Ancak üzerinden geçtiğimiz Madra Çayı tamamen kurumuştu.

Yol üzerinde bir üzüm bağında mola veriyoruz. İbrahim Bey bir salkım üzüm alıyor. Artık esnaf, köylü, yoldan geçen insanla olan diyalogların tümünü İbrahim Bey’e bırakmış durumdayım. O da yöreye tamamen hakim olduğu için molalarımız gayet zevkli geçmekte.

Üzümleri yemek ve biraz soluklanmak için Demircidere Köyü’nde mola veriyoruz. Kahvede çok komik on beş kadar kişi sohbet halinde. Ağır geyik ve siyaset halindeler. Çok eğleniyorum oradaki ortamı görünce. Birkaç üzüm atıştırdıktan sonra kalkıyoruz. Bu arada köyün bir Türkmen köyü olduğunu öğreniyorum İbrahim Bey’den.

Batıya doğru ilerliyoruz. Gittikçe yükselti azalmakta. Fıstık çamları da seyrelerek yerini çorak bir araziye ve zeytinliklere terk ediyor. Hava iyice ısınıyor. Uzun süre ineceğimizi sandığım yollar bazı yorucu çıkışlarla beni biraz bezdirse de son tırmanışlarda bir geçitten görünen Ege Denizi ve Kaz Dağları’nın etekleri, birkaç kilometre sonra mükafatlandırılacağımızın işareti oluyor.

Edremit-Ayvalık anayoluna çıkmadan önce yol üzerindeki bir benzinlikte duruyoruz. Ben yanımdaki çokoprenslere davranacakken, İbrahim Bey Bergama’dan aldığı ekmeği ikiye bölüyor. Ton balıklı bir atıştırma yapıyoruz. Yanında da Bergama pazarından aldığı biber, salatalık ve domatesi veriyor. Dört gündür paketlenmiş bisküviye talim olduğumdan, bu yemek bende doping etkisi yarattı. Sabahki titreten soğuğun aksine, öğlen bir buçuk gibi otuz derece civarında (belki de üzerinde) bir sıcak vardı.

Nihayetinde anayola çıkarak pedallarımızı güney yönünde çevirmeye başlıyoruz. Yol üzerinde gırla tabela ve benzin istasyonu var. Dağlardan gelip medeniyete dalıyoruz. Hatta ben bir powerade alıyorum. Ayvalık ayrımını pas geçiyoruz. İbrahim Bey Dikili’ye devam edecek, onun bir yirmi kilometresi daha var. Sarımsaklı ayrımında duruyoruz. Benim merkeze doğru üç kilometrem kalmış. Son 150 kilometreyi yalnız geçirmediğim için biraz tuhaf bir ayrılık oluyor bu. Geziye hazırlanma aşamasında ciddi destek ve moral veren, son gün için Dikili’den kalkıp eşlik etmeye gelen İbrahim Toprak’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Buradan da tekrarlıyorum. Yolunuz açık olsun!

Son üç kilometre de bir şekilde eriyor. Geçen 286.51 kilometrenin eridiği gibi. Dört gün için çok iyi bir ortalama. Artık daha uzun tur planlarına kafa patlatmaya başlayabiliriz. Şimdi kollarımdaki absürt yanıkları eldivensiz güneşlenerek düzeltme ve geç gelen eylül tatilinde biraz yüzme zamanı. Bir dahaki turumuzda görüşmek üzere efendim!

Sakın tur bitti diye üzülmeyin, videosunu izleyin:

Reklamlar

Posted 27 Haziran 2010 by hammurabi in 2008

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s