Mudanya-İzmir turu (1/8)   Leave a comment

bir1

1.  gün

20 Haziran Cumartesi

Mudanya – Göktepe

61,61 km

“Barış naaptın bisikletle İzmir’e gittin?” diyor arkidişimin babası. Babam hemen yanında, “nası yani?” bakışlarıyla bana çeviriyor kafasını. Ben stop ediyorum. Arkidiş atlıyor; “yok o geçen seneydi babacım”, “He evet, Abant-Bolu…”

bir2

Blog sitesinin adının değişmesine kadar varabilecek olaylar zinciri, ani bir müdahaleyle rayında kalıyor. Peder Bey’den gizli iş yapmak,  ya da yaptığını sanmak nasıl da pamuk ipliği ve gereksiz bir durum. Ama en zoru da Batı Anadolu’nun paralel dağlarını dikine arşınlayıp, aslında kendi kişiliğimi de o tepelerde hırpalayarak büyütmek ve bu büyümeyi babamın göremiyor olması daha zor.

bir3

bir4

Yaz geliyor. Ders kitaplarının yerini haritalar alıyor. Açıp açıp bakıyorum, nereden güneye insek? Yalnız gitmek istemiyorum geçtiğimiz eylüldeki gibi. Nitekim Buğra çıkageliyor. Hedefi güney olan bir dallama daha. Balıkesir rotamızın tamamen dışında olacak. Hatta Eskişehir-Kütahya dolaylarından ineriz diyoruz. Ama 20 Haziran sabahı kafamızın estiği yöne gitmek gibi, benim daha önceden planlamadığım bir şey yapıyoruz. Ki planlasam daha iyi olamazdı. O yüzden artık planlarımı planlamamayı gözden geçirmeliyim.

bir5

Bostancı’dan Kadıköy’e, oradan da Yenikapı’ya geçen sabahın karga boku rengindeki deniz otobüsünde buluşuyoruz. İdo iskelesinde yine benzer bir yola çıkışın tatlı heyecanı. Bisikleti geminin kıçına koyuyorum. Yukarı salona çıkıyorum, naber abi?

bir6

Kısa süre sonra Yenikapı’ya varıyoruz. Oradan da Bursa feribotuna biniyoruz. Bu feribot da bizi iki saat içinde Mudanya’ya bırakıyor. Bok gibi sıcak ve güneşte, salak bir yola çıkıyoruz. En dallama dakikalar bunlar oluyor hep. Tanrım neden buradayım sorusu zühur ediyor böyle ilk dakikalarda. Acı çekmekten zevk alana kadar sürer bu şaşkınlık. Mudanya’nın rampasını aştıktan sonra Bursa’ya trafikli yollarla ulaşıyoruz. Önce bi’ merkeze gireceğiz, sonra tekrar Balıkesir yoluna çıkıp Orhaneli yönüne sapacağız. Kütahya sınırlarına bu yolla inmeyi hedefliyoruz.

bir7

Bursa’ya gidip de yemeniz gereken şey nedir? Ölmeden önce izlemeniz gereken 1000 film jargonundan nefret ettiğim için bu kısmı atlıyorum. Gidin ton balık yiyin. Bana ne? Sadece köfte pideden bahsetmeden geçemeyeceğim. Ucuz çözümler için eski otogar tarafına yollanmak mantıklı görünüyor. Bursa güzel. Ama gideceğimiz yerler daha güzel. Öğleden sonra çıkış yapıyoruz ve 40ıncı kilometrede Orhaneli yoluna giriyoruz.

bir8

Böyle boktan yollarda yokuş yukarı bisiklet yürütmeye gelmiş olmak, hatta sabah kalkıp İstanbul’daki güven veren deterjan kokulu tuvaletimden çıkıp buraya gelmek nedir? Bir tır (evet long enough vehicle) ve peşinden yardıran araçlar. Tıkanık dar ve virajlı yollar. Buğra’nın sürtünme katsayısı yüksek jant göbekleri üzerine yağan küfürler. Makul bir yüksekliğe geldiğimizde baraj gölü ve Kestel-Orhaneli ayrımına geliyoruz. Orhaneli yolu daha rahatmış gibisinden duyumlar alıyoruz. Doğancı Barajı’nın üstünden geçip o yola giriyoruz. Biraz iniş oluyor, yol genişliyor. Sinirler gevşiyor. Çepeçevre orman oluyoruz. Sonra yine çıkış başlıyor. Benim kriz masası yine devrede. “Orhaneli’ne bugün varamayız abi, imkanı yok!”

bir9

Sonradan adının Göktepe olduğunu öğreneceğimiz mevkide, yol üstü bir büfede tıkınalım diyoruz. Daha doğrusu tur boyunca öküz gibi yiyen ve hakkını vererek sıçan ben diyorum “tıkınalım” diye. Güzel orman yolu üzerindeki ilk büfe olma özelliğini gösteren Kapıkaya Büfe, Orhaneli’ne tam 31 km kala yol kenarında bulunuyor. Benim bir tost siparişinden sonra üstüne bir de menemen söylüyoruz. Büfe sahibi  İsmail Dayı, bize yolun aşağısında arıcılık yapan biri olduğunu, su falan aktığını, motorcuların falan burada kamp attığını söylüyor. İnip aşağı bakıyorum. İlk gece için çadır kurulabilecek daha iyi bir yer olamazdı heralde. Bir günde şehirden çıkıp ormanın göbeğine iniyoruz. Gece çadıra yaban domuzu uğruyor hatta.

bir10

“Daha fazla yormayalım”’da uzlaşarak turu bugünlük noktalıyoruz ve arıcılık yapan Sinan Dayı’nın teritorisine giriyoruz (neden dayı diyorsam?). Çadırları kuruyoruz. Düzlük yerde arı kovanları duruyor. Bir çadır, hamak, karavan, anadol, motosiklet… Sinan Dayı iki senede buraya gide gele yerleşmiş. Elektriğini su tribününden üretiyor ve Karga’dan daha aydınlık bir ortam yaratmış bile. Tabi burada elektriğini sudan üretiyor bakınız organik hayat geyiği yaptığımı sananlar olmasın. Öyle greenoptimism kasamam. Adam taşağını devirmiş yaşıyor işte. Bize de odun ateşinde demlediği çayını yudumlamak düşüyor. Oha nasıl bi’ lezzet!

bir11

Sonuç: Sinan Dayı çok kral adam. Zamanı olsa alır motorunu bizle çıkar. Vadi çok güzel. Tepemizde Kapıkaya Mağarası var, bayağı dik yükselen bir yamaç üzerinde görünüyor. Yolun devam ettiği yöndeki tepede ve onun ardında mermer ocakları uzanıyor. Yarın Orhaneli’nde 18. Geleneksel Karagöz Kültür Şenliği var. Koşa koşa oraya gideceğiz! Pardon bisikletle…

bir12

Reklamlar

Posted 27 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s