Mudanya-İzmir turu (2/8)   Leave a comment

iki1

2. gün

21 Haziran Pazar

Göktepe – Harmancık

76,10 km

Normalde insanlar, üzerine çeşitli notlar tuttukları ufak bir deftercik taşır böyle seyahatlerde. Ben taşıyorum şahsen. Gün içinde nereye saat kaçta varmışız gibi abidik bilgiler girerim. Akşam da uzanınca bir şeyler yazarım. İşte bu günün notu pek yok gibi. Nedeni de sayısını hatırlamadığım yokuşlarda gizli. Yolu google’dan çek etmeden (Buğra beni affet) yardırılan Orhaneli-Harmancık yolu tam bir işkenceydi. Devamlı tırmandık. Hani zig zag yokuş olur anlarım. Ufukta biten yokuş olur anlarım. Şu karşıki dağları aşıcaz durumu olur, onu da anlarım. Ama yuh be kardeşim! Bitmedi, geçit ver ey dağlar dedik dinlemedi. Arkada zincirlenen yüksek Keşiş dağları, önde uzun bir yazın solduracağı etekler, sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler… Ellerim takılırken rüzgarların saçına, asıldık pedallara, bir dağın yamacına. Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, yalnız jant tellerinin dudağında bir ıslık. Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar, uykuya varmış gibi görünen yılan yollar. Başını kaldırdı Buğra, boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu. Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince, son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince. Olaylar günün sonunda şekillenen ve bizi duygusallaştıran güzel bir inişle devam edecekti. Faruk Nafiz Çamlıbel tam da bu yolu anlatmış.

iki2

iki3

Saat başı uyandığımı sandığım aptal bir uyku çekiyorum. Güneş doğduktan sonra kalkıyoruz. Hatta bayağı sallanıyoruz. Sinan Dayı görünürlerde yok. Yukarıdaki büfe de açılmamış henüz. Kartal kapıda ama İsmail Dayı da ortalarda yok. Ekmek içi bal ve ceviz kahvaltısı ediyoruz. Normalde insan bunu evde yese, kudurur. İkinci günün startını veriyoruz. Biraz tırmandıktan sonra iniş başlıyor. Buğra gözlüğünü düşürüyor. Otostopla geri gidip arıyor ama yok. Moraller yamuk vaziyette. Sonra, yaklaşık üç kilometre kadar mıcırda ilerliyoruz. Yol yapım çalışması var. Takla atmış kalmış bir araba var. Yavaş gidin ey arabalar diyen trafik işaretçileri mevcut. Yine de basmayı tercih eden mıcır tacizcileri pıtonk pink tak sesleriyle mıcır fırlatarak geçiş yapıyorlar. Hasarsız atlatıyoruz bu kısmı.

iki4

Yola çıktıktan üç saat sonra Orhaneli’ndeki şenliklere varıyoruz. “Vay, sizi yolda gördük sabah, amma çabuk geldiniz lan” diyen Süper Zabıta Amca kapıda karşılıyor. Bu benim ikinci kasaba şenliği deneyimim. Gürültülü olduğunu biliyordum. Kalabalık ve sıcak da opsiyonel oldu. Çalılıklara matları serip, yarım ekmek kavurma, pide gibi şeyler yiyoruz, meyvamız da var. İzmit’ten pişmaniye getirmiş bir eleman pişmaniye bırakıyor. Parası umrunda değil. Tekrar uğradığında su ikram ediyoruz. Bir ara kabeli bombeli posterler satan, Malatyalı (ya da Mardin hatırlamıyorum) abi uğruyor. Bir süre sohbet ediyoruz onunla da. Sıcak ve çok yorulmuşuz. Orada durdukça yorulmaya devam ediyoruz sanki. Benim bacaklarım yirmi dört saat içinde evrim geçirerek, bir takım böcek, sinek, yamyamgaç tarafından ısırıldı. Beş santim çapında şişliklerle geziyorum. Zonkluyorlar ayrıca. Fiziksel sıkıntı istemiyorum kardeşim, yol zaten yeterince sıkıntılı.

iki5

iki6

Saat ikiye doğru ayrılıyoruz 18. Geleneksel Orhaneli Karagöz Kültür Şenliği’nden. Şenliğin yapıldığı ağaçlık kesim kasabadan birkaç yüz metre önceydi. Ancak anayol deve gibi çıkış ve inişlerle kasabanın içine uğramadan devam ediyor. Hani şu “oha ilerdeki yokuşa bak” derken inişinden zevk alamadığın yollardan. Önce bir zigzag çıkışla yükseliyoruz. Sonra hafif eğimli çıkıyoruz. Ama devamlı çıkıyoruz. Düz gittiğimiz de oluyor ama bu kavram göreceli. Buradan sonra bende film kopuyor. Devamlı aynı mavi harflerle “dsp” yazılı çeşmeler, aynı manzaralar, aynı çıkış, dejavu. Çilek aldığımızı anımsıyorum. Bir ara serinleme bile oluyor. Kar direkleri uzanıyor yolun kenarında. Yağmur çiseliyor. Gök gürüldüyor. Tepenin ardında şimşekler gözleniyor. Saat altı buçuğu buluyor bu salak yolun bitmesi. Mükafatı mı? Bilinmeyen yolun sürpriz inişi. Vijuuuu diyerek salıyoruz ormandan aşağı.

iki7

iki8

Ben her daim emekli general edasıyla indiğim için, muhteşem inişin sonunda Buğra beni bekliyor. Girdiğimiz mood tarif edilemez. Arka planda Ending Credits çalıyor. Hayatın anlamı kavranmış durumda. Bir noktaya bakınca, uzun ve derin bakılıyor… ve bunun gibi daha nicesi. Birkaç kilometre düz gidiyoruz. Balıkesir-Kütahya yolu bu. Ve merhaba Harmancık. Bursa’nın en güney Kütahya komşusu ilçesi. Geceyi burada geçireceğiz. Adını unuttuğum çocuk, bisikletiyle bizi önce meydana götürüyor. Sonra yola geri inip oradaki bir pansiyonu deniyoruz. Pansiyonluktan çıktığını öğreniyoruz. Yine merkeze gidip öğretmeneviyle anlaşıyoruz. Adam başı 7,5 liraya kalacağız. Bizimle ilgilenen adam biraz garip. Ya da heyecan yaptı anlamadım. İyi niyet hakim. Bir kademe daha enerjimiz olsaydı geyiğe girebilirdik. Ancak duş ve yemekten sonra Buğra yığılıyor. Ben de son bir gazla salona uğrayıp çay içiyorum, deftere not alamıyorum (başta belirttiğim gibi) ve sızıyorum.

iki9

iki10

iki11

Harmancık ufak bir yer. Sessiz, sakin. Bir adet yüksekokul olmalı, çünkü akşam yemek yediğimiz pidecide öğrenci görmüştük. Eskice bir binada internet kafeye girdim. Yürüdüğümüz ara sokağın taşları mavi kırmızılı ledlerle aydınlatılmıştı. Garip garip detaylar işte.

iki12

iki13

iki14

Reklamlar

Posted 27 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s