Mudanya-İzmir turu (3/8)   Leave a comment

uc1

3. gün

22 Haziran Pazartesi

Harmancık – Emet

79,00 km

Dün akşam öğretmenevinde bizimle ilgilenen şahsiyet, “Alaturka tuvalete sıçabilirsin, biz bunlarda zorlanıyoruz çok yüksek” anlamında bir cümle kurarak beni bilgilendirmişti. “Sıçacağım yeri sana mı sorucam lan?” dedim. “Lan mı?” dedi. “Evet!” dedim. “Canın sağolsun” dedi. Neden bu herif durmadan götten konulardan bahsediyor derseniz, evet, merak ediliyor da ondan. Sittin sene bisiklete binmeyip, bir haftasonu Büyükada’da gereksiz performans sergileyip, sonra da başı götü dağıtan insanları ya da bunun potansiyelini taşıyanları bilgilendirmek lazım. Ben pudralıyorum (oha çok iddialı oldu). Taytın pedi var. Hatta Emet’ten sonra Bepanthen’e terfi ettim.

uc2

uc3

Sabah deli gibi yorgunuz. Ben hatta bugün için 15 km falan gidip duracağımızı düşünüyordum. O çılgın yolun yorgunluğu hala üstümüzdeydi. Yine acele etmeden normal insan saatlerinde kalkıyoruz. Kahveye inip ballı cevizli ekmekleri götürerekten çayımızı içiyoruz. Tavşan kanı, gürül gürül. Bugün Emet’e gideceğiz. Öncesinde Tavşanlı kasabası var. Ancak yola bir Z çekiyor. Elimde haritalarla yol yordam sorduğum, Emet’ten oğluna gelin almış Harmancıklı amca hemen kestirme yolu veriyor. Ayvalı ve Gölcük köylerinin yoluna gireceğiz. Toprak. Sonra tren yolunu aşaraktan zank diye Tavşanlı via Emet yolunda bulacağız kendimizi. Bu yolun profil bilgilerine hakimim. Babalar gibi bir tırmanış beklemekte bizi. Hiç sürprizi yok.

uc4

Saat 10 çeyrek gibi koyuluyoruz yola. Çevresi boş, rahatsız bir vadi yolu. Ara sıra çıkış var. Hafif yükseliyor gibiyiz. Genişçe bir yol ancak asfalt falan hak getire. Yokuş yukarı müzik dinleme olayına giriyoruz. I’m on a plain, I can’t complain. Biraz tezat. Bir süre sonra inişler oluyor. Yolda bir almancıya denk geliyoruz. Karşıdan tepki almadan volüm yükselterek konuşan heyecanlı köylü, Buğra’nın yüzüne doğru bişiler bağırıyor. Sonra devam ediyoruz. 30 km’yi devirdiğimizde bahsedilen benzinciye geliyoruz. Orada ufak bir molayla pompacıların çaylarına ortak oluyoruz. Acı demli, batı anadolu çayı.

uc5

Üç saat küsurat süren bu yolun ardından, toprak yoldan Ayvalı’ya gidiyoruz. Bu yol üstündeki en yalın köydü. Yalaklar, yalaklar, yalaklar. Horoz, dana, köpek. Köyün bakkalında su satılmıyor. Çeşmeden tedarik. Yemeklik malzemeler alıyoruz. “Aslında size öğlen yemeği ikram ederler ama…” diyor bakkal amca. Nitekim öyle içten bir davete denk gelmedik. Şimdilik gerek de yok. Makarna, yumurta, soda, bişiler, cips, ekmek. Poşetler gidonda, köyün bisikletli  gençleri tarafından çıkışa kadar geçiriliyoruz. Toprak yol üstünde, gölgemsi bir yerde matlardan birini çözüp oturuyoruz. Yolda iki saat oturuyoruz ve araç geçmiyor. Buğra’nın portatif ocağında önce yumurtaları haşlıyoruz, sonra tuzsuz makarna. Birden o geliyor. Günde 5 paket sigara tüketen adam. Eski tırcı, şimdi hayvanlarıyla burada yaşayan adam. İstanbul’da kızına ev almış, ama daha gidip bakmamış adam. Bizi uzaktan görüp “şimdi suya ihtiyaçları vardır” diye 10 litre suyu taşıyıp getiren adam.  “Akşam bende kalın, eğleniriz (?!)” diye teklif getiren adam. Ve, “Bırakın la!” diyerek çöpümüzü yoldan aşağı yuvarlayan adam. Kalan 40 kilometre mesafeye 17 diyen adam. No comment.

uc6

İki saat kadar yol üstünde pinekledikten sonra tekrar ilerleme vakti. Gölcük’ten de geçip kendimizi Emet yoluna bırakıyoruz. Hemzemin geçitten geçiyoruz öncesinde. Saat beş olmuş. Daha aşılacak bin küsur metreli bir tepemiz var. Gidon çantamın üzerindeki grafikte yazıyor. Gps’im olsa daha suni bir adam olacağım aşikar. Tren yoluna eşlik ederekten devam ediyoruz. Yol bu bölümde güzel. Sonra tırmanış başlıyor. Ancak bende bi’ hayvanlık mevcut. Sabahki yorgunluktan eser yok. Kulaklıkları takıp deli gibi basıyorum. Yokuş yukarı vites atıyorum falan, şova kaçıyorum. Makarnanın faydaları. Merdiven misali yükseliyoruz. Geldiğimiz ve tren yolundan ayrıldığımız kısım kabak gibi gözüküyor. Sonra iyice tepede, bir benzinlikte mola veriyorum. Buğra da geliyor. Saat 7’ye doğru kalkıyoruz buradan. En uzun günlerde olduğumuz için hayvan gibi gün ışığımız var.

uc7

uc8

Bir süre daha çıktıktan sonra yaylamsı yollardan geçiyoruz. Hafif hafif yerleşimler başladı. Güneş de batar gibi oluyor. Tepenin ardından kayboluyor sonra. Biz de inişe geçiyoruz. Dünyadaki bor madeninin yüzde yetmişinin çıktığı ve kimsenin yolunun düşmeyeceği, sade Kütahya kasabasına giriyoruz. Emet’e girdiğimizde dokuz olmuştu saat. Bütün günümüzü yolda geçirdik denebilir. Ama en azından termal cenneti olduğunu bildiğimiz bir yere geldik. Pansiyon tarzı bir şey elbet bulacağız.

uc9

Merkezden bize eşlik eden bir çocuk, Yüksel Kasap’ın üstüne konuşlanmış, Yüksel Pansiyon’a bırakıyor bizi. Aşağıda başka yerler de var diyor. Hatta beş yıldızlı tesis var bir tane, deve gibiymiş. Fazla sorgulamadan ve yine adam başı 7,5 liradan giriş yapıyoruz et kokulu pansiyonumuza. Hemen karşıdaki lokantadan akşam yemeğini mideye indirip, hızla termallere koşuyoruz. Hamama giriyoruz yani. Şifalı suda şifa arıyoruz.

uc10

uc11

Hamamdaki sıcak ortamdan çıkıp, bir gazla yarım litre soğuk suya gömülünce sersemliyoruz. Aslında harareti alması için çay içmeliymişiz. Kasap Yüksel işi biliyor. Kasabın önünde sohbet ettiğimiz Emetli ağabey karayollarında çalışıyormuş. Ben de hemen yol soruyorum kendisine. Simav yoluna “gitmeyin” diyor. Uşak’a inin. Oha! Bu tavsiyeyi daha ilk gün Orhaneli yolunda almıştık. “Ne diyo’ lan bu?” demiştik ama bir bildikleri varmış. Simav yolu benim datalarda var. 1450 metrelik Gölcük Dağı’ndan aşmakta. Yahu aşarız ne var? Hem Simav’dan sonra da Uşak tarafına sapma lüksümüz var. Bir görelim hanyayı diyorum. Tabii bu polemiklere daha vardı.

uc12

Odaya çıkıp dinlenme moduna geçiyoruz. Oda 7,5 lira ama televizyonumuz var. Oynat bakayım anteni, Kütahya’da analog yayından porno çekiyormuş. Gece, sızma modundayken, ertesi sabah hemen aşağıda kurulacak pazarın pazarcılarının seslerini duyuyoruz. Onlar da Yüksel Kasap’ta geceleyecekler. Yarın için sallana sallana çıkalım düşüncesindeyim. En azından hep tırmanacak da olsak Simav’a varmış oluruz diye içten geçirmekteyim. Elli kilometre ne ola ki canım?

uc13

Reklamlar

Posted 27 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s