Mudanya-İzmir turu (6/8)   Leave a comment

bes1

6. gün

25 Haziran Perşembe

Simav – Köprübaşı

104,71 km

Yirmi liraya kaldığımız otelin sabah kahvaltısı olduğundan bahsetmiş miydim? Adam akıllı ilk kahvaltımızı altıncı günümüzde gerçekleştiriyoruz. Kişisel olarak, evde çok üşendiğimden sıkça hazırlayamadığım asgari kahvaltı sofralarıyla böyle umulmadık yerlerde karşılaşınca mutlu oluyorum. Üstün şeyler yok, herkesin bildiği tereyağı, bal, zeytin, peynir, çay… Bisikletçinin bir sonraki hedefine giden yol midesinden geçer mantığı hakim.

bes2

İstikâmet Demirci, sonrasında da Köprübaşı. Manisa sınırını geçeceğimiz Akçakerdik geçidi 1470 metrede. Sabah saat 10 gibi kastırmadan çıkıyoruz. Bir buçuk saat sonunda güzel eğimli yolun ayrımına geliyoruz. Son çamlı ormanlarımızı tırmanacağız. Geçitten sonrası kurak Ege. Neyse ki bu tırmanış Gölcük Dağı’ndaki gibi insafsız çıkmıyor ve 3 saat içinde 13 kilometre yol alıp, 800 metre irtifa kazanıyoruz. Nasıl da uğursuz rakamlar değil mi?

bes3

Genel kanımız, bu geçitten sonra Uşak-İzmir anayoluna kadar hep iniş olacağıydı. Hatta bunu destekleyen yöre halkı da gazımıza gaz kattı. Geçitin diğer yönünden tırmanmayı başaramamış bir TIR’ın, şanzımanı indirmiş vaziyette beklediğini görüyoruz. Oha! Ancak geçidi aştığımız andan itibaren kafadan esen rüzgar, kalitesiz yol ve sike sike çıkılan tepeler canımıza okudu. Elli kilometreyi doldurduğumuzda Demirci kasabasına gelmiştik. Simav’dan burası için “öğrenci şehridir” yorumu yapılmıştı. Hem Demirci’de, hem de Köprübaşı’nda meslek yüksekokulları mevcuttu. Hatta Köprübaşı’ndaki bölümler harita kadastro ve işletmeydi. Evet, detaya giriyorum.

bes4

Yolun uzunluğunun verdiği endişe gark ediyor ve depoları doldurma isteğiyle yanıp tutuşuyorum. Demirci’de yemek molası veriyoruz. Yine efor sarfeden insanlara yakışmayacak cinsten, öküz doyuran porsiyonlarıyla tıkınarak, yükümüze yük katıyoruz. Saati dört buçuk yapmışız. Demirci’den ayrılmak üzereyken, kendisi de bir sedonacı olan, “bamsi” nickli, adını unuttuğum bey gelip biraz sohbet ediyor benimle. Böyle aktiviteler için bisikletforum’dan bir nick alın. En azından bu gibi anların bir geri dönüşü oluyor.

bes5

Demirci’den yardırarak çıkıyoruz. Yanlış. Dalağım şişti. Küfrederek ilerliyorum. Aynı küfürlü ilerlemenin devamında “Köprübaşı 50” tabelasının önünden geçiyoruz. Şaşırtıcı değil mi? Gün sonunda bir +100 km geleceğinin habercisi bu tabelalar. Ancak kendimi bok gibi hissediyorum. Rüzgarın ve asfaltın gürültüsü çok rahatısız edici. Tanrım neden buradayım ön koşullu suallerle ontolojik argümanlar uçuşuyor kafamda. Yolda Halıkent otobüsleri geçiyor ara sıra. İzmir’den buralara yolcu taşıyorlar belli ki. Eflatun renkli olan selektör çakıyor farklı geçişlerinde. Sempati besliyoruz Halıkent firmasına.

bes6

Güneş sağdan sağdan batıyor. Yolun gürültüsü beyinde sürekli bir rezonansa terk etti kendini. Artık nereye gidildiği falan önemsiz. Lastiklerin altından akan mıcırımsılar söz konusu sadece. Yürüme bandı psikolojisi içinde bir hamsterdan farksız ilerliyorum bu dakikalarda. Arada bir bulduğum yere çökerek verdiğim kısa molalarla, işkenceme renk katmaktayım.

Son benzinci molamızı veriyoruz. “Nerden geldin nereye nasıl pisletle mi” tınılarıyla gelen sorulardan sonra pompacı kasiyer “bisiklete mi bindiniz bisiklet mi size bindi?” gibi bir espri yaparak benim yol yüzünden hipnoza uğramış hücrelerimi diriltiyor. Marketin dışında bekleyen Buğra’ya sesleniyorum; “LEVYEYİ GETİR, ÇABUK”. Buğra levyeyi getiriyor. O gelene kadar tezgahın üstüne çıkıp altında çelik çıkıntılar bulunan bisikletçi ayakkabımı adamın burnuna geçiriyorum bile. Levye gelince de sol kulağını kanırtıp, yarısına kadar sıyırıyoruz. Kan revan içindeki kocasını seyreden pompacı familyasının annesine, çocukları alıp dışarı çıkması için telkinde bulunuyoruz. Sonra, içinde ağır madeni yağların bulunduğu 5 litrelik bidonu adamın yüzüne gözüne döküyoruz. Kulağındaki kesik yanıyor. Madeni yağın kısmını yutuyor hatta. Ardından, dörtyüz kilometredir çantamda taşıdığım sprey boyayı çıkartıp, camekana “salute troy, idiots” yazarak sırra kadem basıyoruz. Zippo’nun gazı bittiği için benzinliği ateşe veremedik.

bes7

Hava kararıyor. Borlu’ya ulaşıyoruz. Benim yorgunluk halim 90 kilometreden sonra bir açılmaya bırakıyor kendini. Tanrı’nın eli götümden ittiriveriyor. Artık sefillemiyorum. Rüzgar muhalefeti de azaldı. Saat 21:30 gibi Köprübaşı’na varıyoruz. Yolda gelirken kafamızda canlanan geceleme şekli buradaki baraj gölünün yakınlarında çadır kurmak olmuştu, şimdilik bu fikir rafta. Meydanda tekel bayii sevimli amca ve onun yanında duran bir çiftle sohbet ediyoruz. Kütahya’da olmayan şeylerden biri Manisa’da karşımıza çıkıyor. Kız arkadaş, erkek arkadaş. Büyük ihtimalle Manisa’da analog yayından porno da izleyemezsiniz.

bes8

Kalacak yer arayan İstanbul’lu turcular olarak sempati toplamakta bir sıkıntımız olmadığından, Sinoplu misafirperver çift tarafından öğrenci evlerine davet ediliyoruz. Mutlulukla kabul ediyoruz. Sokağında sepetli İje’lerin park ettiği, mutfağı şömineli, ahşap zeminli, tuvaleti girişin dışında olan, yüz liraya kiralı, eski bir Köprübaşı evi bu. Biz sırayla duş alırken hafiften sohbetler oluşuyor. Burada Celal Bayar Üniversitesi’nin meslek yüksekokulunda okumaktalar. Aralarında bir de İstanbul’dan gelen çocuk var.

bes9

Duş faslı bittikten sonra, hepberaber bir başka öğrenci evine seyrediyoruz. Bu da karanlık girişli, dış cephe sıvasız bir binanın üçüncü katındaki bir daire. Asgari ihtiyaçlar giderilmiş. Bizi kapıda başka bir çift karşılıyor. Buradaki oğlan da Düzce’den gelmiş. Bize bu yoldaki en güzel ikramı yaparak, ezogelin çorbalarını ve mantılarını paylaşıyorlar. Yemekler gerçekten çok güzeldi. Ellerine sağlık mesajı doğru yere ulaşsın diye, mantıyı Sinoplu kızımızın annesinin yaptığını öğreniyorum. Minnettarız.

bes10

Bir süre sohbet ediyoruz. Köprübaşı’nın 29 Mart 2009 yerel seçimlerini nasıl geçirdiğinin hikayesini dinliyoruz mesela. Kasaba malum iki partinin destekçileri tarafından ikiye bölünmüş, bir kahve chp derken diğeri akp demiş. Lokantalar durmadan yemek ısmarlamış. Akp’nin stoğundan edinilen karton karton sigaralar ve kasa kasa içkiler varmış. Hatta gelecek kışın yakacağını bile temin etmişler. Manisa’nın bu kendi halindeki belediyesi için neden böyle bir seçim yatırımına gidildiğini pek kestiremedim açıkçası. Heralde bir bok var. Ha evet, tarlalar güzel kiraz veriyormuş.

bes11

Köprübaşılı gencin günlük hayatından kesitlerle devam ediyoruz. Arkadaşlarımızdan biri, çalan telefonla “aşaa gelsene sen” ultimatomu alıyor. İşin gücün pek yoğun olmadığının ortada olduğu bu kasabada, insanların birbirine sarmasını normal karşılıyorum. Öğrencilere kıllanan garip bir kitle mevcut. Cemaat evlerinin varlığından söz etmeme zaten gerek yok. Ancak hala kafamda, kısıtlı (ya da olmayan) cinsel özgürlükten kaynaklanan bir demet soru işareti duruyor. Bunlar da, akşam yatmak için eve dönüş yaptığımız sırada bahsi geçen, eşcinsel ve ensest muhabbetleriyle (dedikodularıyla) siliniveriyor. Çocukların hepsinin “sınavlar bitsin de defolup gidelim” temennilerinin asılsız olmadığı açık. Sikerler.

bes11

Sinoplu ev sahibimiz, gece balık tutmaya gideceklerini belirterek, evi tamamen bize bırakyor. Hatta iki dal sigara da ısmarlıyorlar. Bir tanrı misafiri daha fazla bir şey bekleyemezdi. Eyvallah Köprübaşı gençliği… Arka yola bakan balkonda, Jawa gürültüleri eşliğinde sigaralarımızı tüttürdükten sonra, bir köşeye kıvrılıyoruz.

bes12

bes13

Reklamlar

Posted 28 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s