Mudanya-İzmir turu (8/8)   1 comment

yedi1

8. gün

27 Haziran Cumartesi

Mersindere – İzmir

97,65 km

Yol üstündeki son sabahımızı mükemmel bir kahvaltıyla açıyoruz. Bilmemkaç çeşitli kahvaltı masamız ve deli gibi çayımız var. Üstelik dün akşamki yemek, çadır ve bu awesome kahvaltı sadece yirmi lira tuttu. Dün gece şımararak yediğimiz dondurmaları hediye ettiler. Yaşasın Salihli çıkışı Mersindere köyü üzerindeki Tuana Kamping.

Uzun düzlükler ve yapım çalışmaları yolları daralttığı gibi beni de daraltsa da, sabah kahvaltıda aldığımız gazı, Bisan fabrikasının yakınındaki catering firmasında pilav yeme fikrine kadar sürdürüyoruz. Sonra havanın aslında sıcak, yolların da çok trafikli olduğu gibi bir başka fikir cereyan ediyor. Uşak yönünden geldiğimiz için Spil dağı sağ tarafımızda kalıyor, ve Manisa-İzmir arasındaki boktan geçitten geçmek zorunda kalmıyoruz. Üç yüz metrelere kadar çıktığımızı sanıyorum, ama bünye itibariyle uphill insanlarına dönüştüğümüz için farkına bile varmadık. Bursa’da bıraktığımız denizi, daha mavi haliyle İzmir’de tekrar buluyoruz.

Her büyük şehre giriş çıkışta yaşanabileceği gibi, yani sik gibi bir otoyol trafiğinde seyrediyoruz. Buğra’yı beğenen bir TIR onu altına almaya çalışıyor, ama Buğra genelde üstte olmayı sevdiğini belirttiğinden, son anda bu birleşmeden vazgeçiliyor. Kavşaklar ve viyadükler geçiliyor. Işıklar geçiliyor sonra.

Ufak tefek sağ sol düz tereddütlerinden sonra Konak civarına geliyoruz. Açılın, Caddebostan’dan ithal sahil çocukları geldi. Saat kulesiyle fotoğraf çektirip kazmalığımı perçinliyorum. Bir takım dolanmalar yapıyoruz. Çok ulvi bir görev için Konak Pier’in önünde beklemeye başlamışken Funq geliyor. 150 piksellik avatarından tanıyorum onu. Normalde avatara sığmayacak kadar büyük. Ben de öyleyim. Buğra’nın avatarı olmadığı için bu gibi dertleri yok. Funq, sefil halimizden yararlanıp ılık duş teklifinde bulunuyor. Kartvizitini bırakıp gidiyor.

Ne kadar da müthiş bir iş başardık. İstanbul’dan kalkıp, hiçbir motorlu kara taşıtına ihtiyaç duymadan, çevreyi kirletmeden, çevreyle beraber, çevre için, çevre içinde pedal çevirdik. Her pedalımız bir kuşa, kelebeğe hayat verdi. Betondan uzak yaşadık. Beton gibi düz, pürüzlü, gri hayatları seçenlerden olmadık. Hem de küresel ısınmaya karşıydı bu yaptığımız. Saçmalamanın sınırının yok. O kadar çok sevaba girmiştik ki, bunun bir dengesi olmalıydı. Derhal pis kapitalist tavuk katili küresel sermayedar orospuçocuğu BurgerKing’e girdik. Yüzümüze tüketmenin pis smileysi yerleşmişti. Çok aç olduğumuzu hissetmeliydik (tavuk katili olan Kentucky’di sanki).

yedi2.jpg

İzmir’li tanıdıkların İzmir’de bulunmayışları nedeniyle, duşa önce benim girmem şartıyla Funq’ı arıyoruz. Bornova kavşağa gitmeliyiz. Orası, gelirken geçtiğimiz yerlerden biriydi ama şimdi hava karardı. Yarasavari yetiler de olmadığından bir benzinciye girdik yol sormak için. Benzincidekiler öyle bir yardımcı oluyorlar ki depoyu fullemiş bir kamyonete bindiriliyoruz. Çotaaa diyerek kavşağa iki yüz metre mesafeye bırakılıyoruz. Sürprizler bitmek bilmiyor. İndiğimiz yerdeki büfenin dikkatini çekiyoruz. İzmirli genç dostumuz bisikletlerimizi çok beğeniyor. Kendisinin de Atala marka bir aletinin olduğunu belirtiyor. Su ısmarlayacak oluyor, ve büfeye dönüp “…onlardan değil, Erikli ver!” diyor. Evet, Erikli. Şu memlekette içebileceğiniz en iyi sulardan biri. Bizim turun fahri sponsoru.

yedi3

yedi4

Sonra ne mi oldu? Ben ertesi gün dönmüştüm İstanbul’a. Funq’la Buğra beni gardan yolladılar. Bu ne Buğra’nın beni ilk uğurlaması, ne de Funq’la son görüşmemiz olacaktı. Buğra bir sonraki gün Bodrum’a doğru devam etmişti. İki ay geçti üstünden. Yepyeni bir tur için tekrar kalkıp gelmiştim (otobüsle) güzel İzmir’e. Bu sefer pillerim tam doluydu. Alsancak’ta oturmuş biramı yudumlayıp, kafadaki planların ve bilinmezliğin küçük salak heyecanıyla avunurken, Funq çıkageldi. Demek ki tur kaldığı yerden devam ediyordu. Haftalar birbirine eklemlenmişti, ben yine yolda olacaktım, yine manzara sürekli değişecekti, yine sürecektim, çevirecektim; bisiklet dairesel kuvvetlerle işliyordu, köşeleri yoktu, o yüzden çok kibardı. Kibar kibar kaçıyordum. Mutluydum, bir bira daha söyledim.

Ama tur bitti diye üzülmeyin, videosunu izleyin:

Reklamlar

Posted 28 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

One response to “Mudanya-İzmir turu (8/8)

Subscribe to comments with RSS.

  1. Geri bildirim: İzmir-Kaş turu (7/11) « babamasoylemedim.wordpress.com

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s