İzmir-Kaş turu (7/11)   Leave a comment

7. gün

28 Ağustos Cuma

Yanıklar – Aksazlar

32,60 km

Turun en kısa günü demek isterdim. Plansızlıktan göbeğimiz çatladığı için, yarın nerede olacağımız meçhul. Bırakalım bu cetvel işlerini, anı yaşayalım. Dün, gecenin bir köründe Yanıklar köyünün bulunduğu vadinin yukarılarında yer alan Pastoral Vadi ekolojik yaşam çiftliğinde almıştık soluğu. Sabah da gözlerimizi hafif nemli ama tertemiz bir güne açıyoruz. Nereye gelmişiz biz diye bakıyoruz gündüz gözüyle. Havanın nemli olmasının dezavantajı, üstümüzün başımızıın kurumamış olması. Bu vadide telefon da çekmiyor. Telefon çekmemesinin dezavantajı ise Ozan’ın buraya gelen yolu bilmemesi.

Sora sora Bağdat bulunur önermesinden yola çıkarak, Ozan sabah kahvaltıya yetişiyor. Bugünü off geçirmeyi düşünüyoruz. Ancak, çadırda kalmamıza rağmen, üç öğün buranın mutfağından beslenmemiz biraz pahalıya gelecek gibi görünüyor. Ahmet Bey süper bir indirim yapıyor ve kişi başı yirmi beş milyon gibi bir ücret veriyoruz; çadır ve üç öğün yemek. Özellikle, vadinin ayrıca bir kamping yeri olmayışı da, bugünlük Fethiye tarafına devam etmemize neden oluyor. Zaten otuz kilometre bir yol gideceksin canım demeyin. Yedi gündür it gibi bisiklete biniyoruz. Ayaklarımı duvara dikip saatlerce gökyüzüne bakmak istiyorum.

Dağdan gelen suyun doldurduğu havuzda yüzdükten, hamakta not tutup, uyukladıktan sonra, öğle sıcaklarını atlatıyoruz. Saat beş civarı yavaş yavaş yola koyuluyoruz. Kamp zemininin gevşek oluşu nedeniyle çantalar ve eşyalar tozlanıyor. İlerleyen zamanlarda zemin oturmuş olacaktır elbette. İdeal kamp alanı nasıl olurun kitabını yazabileceğimi sanıyorum. Henüz Ölüdeniz’de çadır kurmadığım için yazacağım kitapta birkaç eksiklik olması mümkün. Ah tabii, asıl Kaş’a gidince vizyonum epeyi genişleyecek.

Gece görmediğimiz yollara bakıyoruz. Yol gerçekten çok bozukmuş ve yanımızda akan kanal bir illüzyondan ibaret değil, gerçekmiş. Dönerken gündüz gözüyle yolu şaşırmamız da ayrı bir komiklik. Tekrar anayola çıktığımızda, Fethiye yönünde pedallamaya başlıyoruz. Zaten bir pedal, iki pedal, bilemedin üç, pat Fethiye’deyiz. Likya2Teker bisiklet dükkanına geliyoruz. Bisikletleri park ettiğimiz bir vakit, Ozan’ın arka lastiğinde bir çarpılma tespit ediyorum. Lastiğin iç tellerinden kaynaklanan bir yamukluk. Hidrolik maduriyetinin üzerine bir de arka tekerini değiştirmek zorunda kalıyor Ozan. Bu, bütün tur boyunca, Ömer’in SPD kallerinin kaybolan vidası yerine yedeğini takmamızın ve bir iki ufak lastik patlağını halletmemizin dışındaki son mekanik problem oluyor. Altı bisiklet için hiç de fena değil. Mesela vites arızası çıksa, elimden pek bir iş geleceğini sanmıyorum. Sağa çeviririz, olmadı sola çeviririz.

Bisikletçideki geyiğimizin uzaması nedeniyle, “ulan medeniyete geldik, bir Burger King patlatalım” cinsinden monoteist kapitalist hayallerimiz de suya düşüyor. Bu türden hayallerin gerçeğe dönüştüğü bir hikayeyi Mudanya-İzmir turu 8/8 başlığı altında incelemeniz mümkün. Hava kararmadan çadırlarımızı kuralım, sonra ne bok yersek yiyelim diyoruz. Fethiye’nin güney batısından üç buçuk kilometre kadar ilerdeki Aksazlar koyuna gidiyoruz. Yüksek çam ağaçlarının altında çadırlarımızı kuracağız. Bamya var, ton var, makarna var (her zamanki gibi). Bu sefer önden biralarımızı da alıp, şıngırdatarak giriyoruz kamp alanına. Bisiklet, düz ayak, çadır, deniz. Nerede kalmıştık?

Akşam Ozan’la şehre iniyoruz. İnternet kafe bulup bir saat kadar oyalanıyoruz. Sonra çıkıp birer bira daha alıyoruz. Eski alışkanlık olarak, standart Efes aldığımız için twist off kapak söz konusu değil. Zaten bu şişelere de twist off koysalardı açacak endüstrisi çökerdi (bkz.açacak endüstrisi). Biramı açmak için, bir çocuk parkının demir uçlarını deniyorum ilk önce. Sonra aklıma en çok demir yüzeyin toplandığı şey geliyor. Bisiklet. Hatta spesifik olarak SPD pedallar. Takıyorum şişeyi pedalın ortasına, pıtıss. Ağzı olsa da konuşsa şu alet, kimbilir neler anlatırdı…

Limana karşı oturup, ayaklarımızı denize doğru sallandırıyoruz. Neydik ne olduk diyoruz. Hatay diye çıkmıştık yola, oysa huşu içerisinde, Fethiye’de biramızı içmekteyiz. Uzun yolun kafada bittiğini anlaşılıyor. Kafan kalkıp Hatay’a uzanmışsa, bedeninin de onu takip etmesi kaçınılmaz oluyor. Ancak hiç yoktan kalkıp Hatay’a giden, kafasını kovalayan bir bedenden de pek bir hayır gelmiyor. Bazı şalterleri indirmiş olmak gerekiyor. Ya da birkaç tahtayı söktürmek icap ediyor. Elbet bir gün yapılır yine o yollar, çıkılır yine rampalar, çeşmelerde durup kana kana su içeriz yine. Ancak şimdi, karşımızda Fethiye’nin ışıklarının pırıldadığı bu cuma gecesi, biz sadece keyifli vakit geçirmek istediğimizi fark ediyoruz. Bisiklet bir araç, bu sefer tatil işimizi gördü. Spor, eğlence, kafa dağıtma, gezme, kız tavlama gibi işlere de yarayacaktır sen isteyince. Oturduğumuz yerden kalkıp, gecenin karanlığında, kamp alanımızın yolunu tutuyoruz. Giderken kafa lambamı söndürüyorum bir an için. Bak işte, uçuyoruz!

Reklamlar

Posted 29 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s