İznik turu (2/2)   Leave a comment

2. gün

25 Ekim Pazar

106,44 km

Bugün Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin günü. Bu bilginin zühur ettiği sırada Bokludere’nin oradaki ara sokakların gürültülü kalabalığında, rampalı bombili 100 (yazıyla yüz) kilometre devirmiş bir zat bisiklete binmekteydi. Açtı. Duvara vuracak gibi oluyor (bkz.duvara vurmak) ama son saniyelerde çantasından çıkardığı bir adet crunch ve metroyla buralara kadar mucizevi bir şekilde geliyordu. Kesinlikle crunch’ın içindeki pirinç patlakları sayesinde ayakta duruyordu. Yanındaki diğer iki zatın böyle dertleri yoktu. Neden insan gibi onların döndüğü rotadan dönüp, Orhangazi’de köfte yememişti?

Neyse efendim. Sabah otelde kahvaltı yaptıktan sonra… Bir saniye. Sabah otelde kahvaltı da ne oluyor göt hoşafı? Hani sen çadırcıydın, sandaletli, kamp ortamında ateş yakıp marihuana içen bir hippiydin! Nerde kaldı tüketime ve petrole karşı verdiğin savaş? Hani bize güneş ve rüzgar yeterdi? Yetmiyor işte dostlar. Pembe popomun, temiz tırnaklarımın, beyaz dişlerimin bir bedeli olmalı.

Müzeyi ve birkaç tarihi yapıyı daha geziyoruz. Saatler bir saat geri alındı. O yüzden, hem uyku için, hem de buradaki dolanmalar için zaman kazanmış durumdayız. Ancak güneş yine aynı sürede battığı için, karanlığa kalmama derdi ağır basıyor. Gezdiğimiz yerler arasında en dikkat çeken, spiral burma kubbleli ruined İsmail Bey Hamamı oluyor benim için. İznik hoş bir kasaba. Şehrin ortasından artı şeklinde geçen iki ana cadde var. Tam merkezde Ayasofya Müzesi bulunuyor. Dört kapısı var, altıgen surları var. İsa’nın tanrının oğlu olduğu dogmasına AD.325’te İznik’te yapılan I. Konsil’de karar verilmiş. Hristiyanlık için gayet önemli bir karar merkezi. Böyle bir şehir İtalya’da olsaydı, kartpostal manyağı olurduk. İtalya gibi olmamız için on fırın ekmek muhabbeti yapmıyorum farkındaysanız. Sorun on fırın ekmeği eşit olarak paylaştıramamaktan kaynaklanıyor. Akıl yok (bkz.akıl). Yenişehir Kapı’sıyla girdiğimiz İznik’ten, İstanbul Kapı’yı geçerekten çıkıyoruz.

İznik’ten çıktıktan bir süre sonra, bir amca bizim peşimize takılıyor. Normal atlet gömlekle ve ortalama bir bisikletle geliyor. Kaskı, gözlüğü, kulağında kulaklığı, elinde eldivenleri yok. Aynı hızda gidiyoruz, aynı yerdeyiz, aynı şeyi görüyoruz, aynı rüzgarı hissediyoruz. İhtiyaç fazlası bir şeyler taşıyor olmalıyız, keza amcanın bir eksiği olsaydı biz mola verdiğimizde basıp geçmezdi. Bütün o fotoğraf kareleri, livestrong denilen sarı bileklik, kafadaki iki yüz elli gramlık köpükten kütle, kilitlenen ayakkabılarım, su geçirmez fermuarlı deuters ön çantam ve diğer gereksiz bir sürü şey geliyor aklıma o an. Neyse ki şehir içinde bu saydıklarımdan arındırarak biniyorum şu alete. Bisiklet hiyerarşisi yaratan ful ekipman caddebostan bisikletçilerini kim uyandıracak peki?

Düz yolda yirmi kilometre kadar beraber seyrettiğim gruptan, Boyalıca’da ayrılıyorum. Karamürsel yoluna saparak tepelere çıkacağım. Yalova’da buluşuruz heralde diyorum ama, Yalova’ya kadar kim öle kim kala? Yolda ağaçlardan temin ettiğimiz iki elma, evden beri taşıdığım yarım ekmek salam ve muz, marketten aldığım benimo ve iki tane metro var. Suyum da yeterli sayılır. Yirmi kilometredir de ısınmaktayım. Haydi tırmanalım dostum.

Boyalıca’dan Bayındır’a çıkıyorum. Yaklaşık iki yüz elli metre yükseliyorum. Ardından Kocaeli il sınırını geçerken beş altı kadar köpek tarafından kovalanıyorum. Önüme ve yanıma gelmedikleri için tedirgin olmuyorum. Gayet serin bir şekilde kulağımdaki “Wherever I may roam” şarkısını çıkartıp, ilerde koyunlarını otlatan çobana “Isırırlar mı? Bir sorun olur mu?” anlamında el kol hareketi yapıyorum. “Bir şey olmaz devam et” diyor. Şimdilik bir şey yok.

Genelde hafif hafif inerek, Kızılderbent’i geçiyorum. Semetler yoluna devam etmeden önce, kavşakta oturup veletlerle muhabbete giriyorum. Bugün pazar olduğundan yol boyunca neredeyse beş grup motosikletli görüyorum. Hatta bunlardan biri sadece chopperların olduğu hayvani bir gruptu. Demek ki buralar haftasonu motorcularının mekanı. Hatta yol kenarında mola veren bir motorcuya yanaşıp, gps’inden yol bakıyorum. Kavşakta verdiğim molada hafiften atıştırmalar yapıyorum. Çocuklara yol soruyorum. “Böyle rampa abi (bkz.böyle rampa), bak tepedeki köy zaten” şeklinde bilgiler alıyorum.

Yolum artık kuzeye doğru süzülmekten ziyade, batıya doğru tepeleri kese kese gitmeye başlıyor. Haliyle sadece %10 tırmanıp, %10 iniyorum. Büyük bir enerji israfı. Semetler’den Fevziye’ye, Fevziye’den İlyasköy’e (bu arada yanlış tarif aldığımı düşünüp deniz kıyısına iniyorum diye üzülmüştüm), İlyasköy’den Çukurköy’e ve son olarak da Çukurköy’den Dereköy’e inip inip çıkıyorum. Son inip çıkma seansında yol çok güzel bir hal alıyor. Asfaltın rengi kırmızıya çalıyor, trafik yok. Sadece ben, rampalar ve bisiklet.

Çukurköy’ün çıkışı o kadar yoruyor ki, batıdan batıdan Yalova’ya inme fikrinden vazgeçiyorum. Hatta Gacık Köyü’nün yoluna girdiğimde önüme serilen rampa sonrası “Çok dik bir inişle Yalova’ya varacaksın” sözü kulaklarımda yankılanıyor ve duruyorum. Çark ederek sahil yoluna inen yoldan devam ediyorum. Kendimi hiç bu kadar ezik hissetmemiştim.

Sahildeki otobana inmeden birkaç kilometre önce iki kez köpek kovalamasına maruz kalıyorum. Yolun eğimli ve hızımın yüksek olması sayesinde atlatıyorum bunları. İlkinde yolun ortasında pinekleyen bir köpek görüyorum. Saatte kırk kilometreyle yolu ortalayarak gidiyorum. Ancak köpeğin havlayacağı dünden belli. Tam yanından geçerken havlayarak üzerime hamle yapıyor ama o hızdaki bisiklete burnunu sokup burunsuz kalmak istemezdi heralde hayvanat! İkinci kovalamamız bir takım çalışması. Yanından serice geçtiğim bir köpeğin beni kovaladığını fark ediyorum. Bir süre geçiyor, arkama bir bakıyorum hala kovalıyor gerizekalı. Bu sırada kulaklıkla müzik dinlediğim için, arkamdan havlayarak gelen hayvanın, önümdeki yolun görmediğim kesiminden çağırdığı iki tane daha dallama olduğunu geç fark ediyorum. Bu sefer cepheden karşıladığım köpeklerden birinin boyu abartısız bisiklet kadar. Yolu ortalamayı geçtim, sola yanaşıyorum, tam yanından geçerken gürüldüyor yaratık. Oh! Sinirlerim boşandı. Yavaş olsaydım, kaçmak yerine inip dövmeyi tercih ederdim.

Hava serin serin esmeye başlıyor. Güneş kendini tepelerin ardından puslu parıltılarla gösteriyor. Bir iki kısa ve dik çıkıştan sonra anayola iniyorum. Çiftlikköy’e yakın bir yerdeyim. Yalova’ya yedi kilometre basacağım. Otobana çıkınca tempom yükseliyor. Yapacak başka bir şey olmadığı için basıyorum artık. Son kilometreler de eriyor ve Yalova’dayım.

Bisikletli bir velet görüyor beni, peşime takılıyor. “Abi sizinkiler orda” diyor. Kim ulan bizimkiler demeye kalmadan ilerde yanıp sönen ufak ışıkları görüyorum. Yalova’ya aynı anda teşrif etmişiz. İskeleye vardığımızda yakalıyorum grubu. Onlar bir saat köfte yiyerek mola verdiği için benim rampalar dahil yirmi kilometre gibi bir fazlamın olması normal. Tabii gruptakiler önümüzdeki hafta içinde kalkıp işlerine güçlerine rahat bir şekilde gideceklerdir. Ben ise salı günü okula gitmek için evden çıktığımda, karşıdan karşıya geçmekte zorlandığımı, minibüs mü geliyor diye yola baktığımda odaklama yapamadığımı acıyla farkedecek, eve geri dönecek ve bir pizza söyleyecektim. Her anlamda tükenmenin özeti.

Bir tas balık çorbasını şapır şupur içtikten sonra Bostancı vapurunu beklemeden, Kartal’a giden tayfa ile Yalova’dan ayrılıyorum. Zaten vakit geçtikçe hava soğuyacak, ben de laktik asit manyağı olacaktım. Herneyse. Bu turumuzu da bitirdik. Balık çorbası: 4 lira. Kartal’a akbil: 2,5 lira. Devrilen seksen kilometreden sonra, bir de Kartal’dan eve kadar pedal basmanın hissettirdikleri: Paha biçilemez!

Reklamlar

Posted 29 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s