Kapıdağ turu (2/2)   Leave a comment

11 Ekim Pazar

Erdek – Bandırma

73,43 km

Hafif puslu bir Erdek sabahına uyanıyoruz. Otelde sağlam bir kahvaltı yapıyoruz. Akşama kadar oturup yemek yiyeceğimiz bir yer olmayacaktı. Gerçi sabah bundan haberdar değildim ama yine de kahvaltıya abandım. Doğum günümde, dağlarda ve patikalarda kendime tur attıracağım. Turkcell eşe dosta yazarım diye elli mesaj bedava vermiş. İyi de, telefon çekmiyor ki!

Zart dadanak tırmanışla başlıyoruz. Deniz seviyesinden 500 metrelere kadar tırmanıyoruz. Bol bol mola veriyoruz. Hava mevsim itibariyle biraz serinliyor. Yolumuz toprak. Bu sefer fiziksel şartlar nedeniyle kopup gidilecek, rampaya sarılıp basılacak bir yol söz konusu değil. İnsan gibi sürüyorum.

Bugün aramıza bir Erdekli daha katıldı. Yani rehberlerimiz var. Muhteşem rotanın mimarları onlar olacak. En sevdiğim şey “kaç kilometre bıdı bıdı var” bilgisinin bana dışardan gelmesi ve benim ukalalık taslamaya gerek duymamam. Troy’un kulakları çınlasın. Kilometre bilgisi vererek delirttiğim insanlara buradan selam gönderiyorum.

Çıkış bittikten sonra bir yaylaya varıyoruz. Seç beğen al tarzında yolumuz üçe dörde ayrılıyor. Bir tanesinde karar kılınıyor. Başlıyoruz taşlı topraklı yollardan ilerlemeye. Ara ara ciddi inişler oluyor. Takır tukur taş fırlatmaları oluyor. “Mınızikim düşücem!” krizleri yaşanıyor. Dere geçişlerinde bisiklet tepesinde olmama rağmen ayaklarım ıslanıyor. Durduğumuz yerde narlara saldırıyoruz. Yaklaşık bir ay önce İstanbul’da insanları boğarak öldüren ve adına sel dedikleri yağmur yağışı, burada gerçek bir sel etkisi bırakarak, toprak yolları dere yatağına dönüştürmüş. Yol üzerinde yarıklar, kaymalar, yığılmış taşlar mevcut. O kadar beklenmedik bir yoldan gidiyoruz ki, herkes bu zıngırdak zemine rağmen dört köşe ikscii raydır.

Bütün potansiyel enerjimizi arazi yolunda düşmeden inmeye çalışarak harcadıktan sonra deniz seviyesine geliyoruz. Rahat bir toprak yoldayız. Mantarkaya denilen yerden geçerek sahil yoluna kavuşuyoruz. Bu rahat toprak yol birkaç kilometre çıkış ve inişten sonra Ballıpınar’a ulaştırıyor bizleri. Yani bu da cami, kahve ve bakkal demek. Üçüncüsünü yoğun bir şekilde kullanıyorum.

Ballıpınar’dan yol tekrar içeri giriyor. Haydaa. Yine arazi koşullarına giriyoruz. Ancak bu sefer ufak bir farklılık var. Tırmanıyoruz! Önce 180 metre rakımda bulunan Kirazlı Manastır’a gideceğiz. Sonrasında ise tırmanış bizi 400 metrelere yaklaştıracak ve asfalta kavuşacağız. Müthiş bir inişle anayola girilecek ve devamında Bandırma’ya en önce varan en çok çiğböreği yiyecek.

Sel yolun üzerine o kadar fazla taş serpiştirmiş ki, dört metre genişliğindeki yolda tek bir çizgi izlemek durumunda kalıyoruz. Sonraları iyice çamurlanıyor yol. Ancak bir önceki inişlerimiz kadar dik ve zor görünmüyor. Manastırın oradaki çeşmede sulanıp, az kalan zamanı değerlendirmeye karar veren iki bisikletçi olarak, elli sene önce yağmalanarak Bizans kalıntısı görüntüsüne kavuşturulan yapının bulunduğu yere doğru ekstra beş yüz metrelik yolu tutuyoruz. Sonra tempomuzu yükselterek gruba yetişiyoruz. Kalan yedi kilometrelik tırmanış sırasında ciddi ağaç devrilmeleri, en fazla yarım metrelik ve yan tarafı şarampol olan heyecanlı geçişler, yolu değişik yerlerinden kesen çamur deryaları ve son olarak arabaların geçmesine engel bir heyelanla karşılaşıyoruz. Arazi sürüşünün ve bisikletlerimizin hakkını vermiş durumdayız. Artık asfalta bağlanabiliriz.

Geride kalan grupta talihsiz (o kadar arazide patlamadı, şimdi mi patladı türünden) lastik hasarları oluyor. Erdek’teki ekip imdatlarına yetişerek araçla yardım ediyor. Herkes bir şekilde Bandırma’ya varıyor. Bandırma’ya varış hayli rüzgarlı geçtiğinden böğürlerde bir hırıltı bırakıyor. Hatta benim çiğbörek yerken kulaklarım çınlıyordu.

Süper maceralı turun sonuna geliyoruz. Feribotun alt katına bisikletlerimizi bağladıktan sonra, yüzlerde müthiş bir haftasonunu geride bırakmış olmanın tatlı ve yorgun ifadesiyle, bir köşede kümeleniyoruz. Yolda başımızdan geçenler paylaşılıyor. Herkes mutlu olmalı.

Ertesi gün (aftermath) vücudumun her santimindeki sızlamalardan anlaşılıyor ki, daha önce bu denli yoğun bir tur yapmamışım. Bisiklet denen bu aletin tadı, hem kendisi hem de üzerindeki şahıs zorlanınca daha çok çıkıyormuş. Bunu biliyordum ama, boku yemeyeyim diye denemiyordum. Ne yaptık biz yahu? Her haftasonu Kapıdağ’a kim gidecek şimdi?

Reklamlar

Posted 29 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s