Körfez turu (1/3)   Leave a comment

17 Eylül Perşembe

Ev – Köseköy

109,27 km

Boş zaman insana neler yaptırır? Almanya’dan dönen kardeşimizi evinde ziyaret etmek için evimin kapısından çıkarak, hiçbir vasıta kullanmaksızın (ni vapur ni tren) Kocaeli Köseköy’e gidecektim. Tek celsede 110 km. Bu günleri de mi görecektik? 2004 yazında Bostancı’ya gidip eve dönerken, Zeynepkâmil’e varana kadar beş kez soluklanan ben, şimdi bunun beş katı mesafeyi yarım günde gitmeye kalkıyorum. Üstelik aynı suyu ve yemeği kullanarak. Vücut çok garip bir motor gerçekten. Akıllı motorların (i-vtec gibi) değişken ateşleme zamanı falan vardır ya, işte bizim de ateşleme sistemimiz süper varyasyonel.

Şaka gibi ama gerçek, Erdem kardeşimizle en son Abant-Bolu turunda binmiştik (2007 turları). O zamandan beri kardeşimiz göbek bağlamakla meşgulken, en son Almanya’da uygar bir sitizan olduğunu hatırlayıp alışveriş, okul, iş ulaşımını bisiklet üzerinde yapmıştı. Ona tee buralardan sağladığım lojistikle, döndüğünde beraber tur atacağımızın sinyallerini vermekteydim.

Körfez turunun Erdem kardeşimizle geçen kısmı, toplam mesafenin %16,6’sını oluştursa bile, tek başına bisiklete binmenin bir anlamını henüz keşfedemediğim için bu turun en zevkli kısmı yine Köseköy-Sapanca arasındaki yemiyeşil yollar olacaktı. Belirtmekte yarar var; ben ilk gün (17 Eylül 2009) evden çıkıp altı saat gibi bir sürede Erdem’lere varmıştım. Ertesi gün beraber Sapanca gölüne gitmiştik. Üçüncü gün ise tek başıma dönüş yolunu tutmuştum. Ancak dönüşü Gölcük, Karamürsel, Topçular istikametinden geçirerek, Körfez turu başlığını atabileceğim bir rota çizmiştim kendime.

Gecenin bi’ yarısında yatmama rağmen, sabah zıpkın gibi kalkıyorum. Hiçbir şekilde yolumu uzatmadan, en kestirme araç yolundan yardıra yardıra gidiyorum. Bostancı civarlarında bisiklet yoluna girmeye bile tenezzül etmiyorum. Ortalamam daha önce görmediğim değerlerde seyrediyor. Sanırım arpam fazla gelmiş.

Pendik’ten sonra daha önce bilmediğim yerlerden geçeceğim. E5, gerçekten bu ülke sınırları içinde her türden, her yöreden, her şekile bürünmüş insanı yol almaya çalışırken görebileceğiniz bir pota. Bu potanın içinde ben de varım şimdilik. Sağ salim çıkmayı hedefliyorum. Birkaç önemsiz tırmanış oluyor. Ancak bunlar hafif eğimli uzun otoban tırmanışları oldukları için tempolu binmeye izin veriyor. Yine de yorucu.

Geçeceğim yerlerin isimlerine hiç bakmadım. Kafamdaki tek bilgi, Pendik’ten sonra E5’e nasıl çıkılacağıyla ilgili. Bir de İzmit içinden Adapazarı yoluna çıkmayı biliyorum. Arası muamma. Aslında bilmeye de pek lüzum yok. Garip kokulu (on beş gün beklemiş kaka, pimapenin üzerinden sıyrılan plastik, yanık balata) sanayi tesisleri, ücra mahalleler, periferik yaşamlar, kamyonlar, tırlar ve doklar.

Sırasıyla Dilovası, Tavşancıl ve Hereke. Coğrafyanın tren yolu, E5 ve TEM otoyolunu sıkıştırdığı, biraz alan görülünce de sanayi tesislerinin dikildiği garip yerler. İlk molamı Gebze çıkışında vermiştim. İkincisini Dilovası’nda tost yiyerek veriyorum. Sonra Hereke civarlarında bir muz molası veriyorum. Aralardaki yol bağlantısı sıkıntıları anlatmakla bitmez. Bruce Willis kadar şanslıyım. Sağdan katılan bir yol bağlantısında tek çizgilik bir aralıkta duruyorum ve iki yanımdan vızır TIR’lar geçiyor. Emniyet şeridinde geri vitese takanlar var. Hatta direk ters yönde giden var yahu. Korkunç sahneler. Siz de benim yerimde olsanız babanıza söylemezdiniz.

Poyrazın kendini göstermeye başlamasıyla ortalama hızım biraz geriliyor. Seksenli kilometrelere ulaştığımda artık yerleşim birimlerinin içine dahil oluyorum. Ciddi otoban bağlantıları eskisi kadar sıkıntı yaratmıyor. En azından “napıyorum lan ben?” hissinden sıyrılıyorum. O kadar geldik, bir İzmit merkez’e gireyim diyerek, trafiğin içine balıklama dalıyorum.

İzmit’te bir gencimize bisiklet almanın püflerini (bisiklet almanın püfleri de oluyor) anlattıktan sonra bir parkta elma yiyerek, kalan on kilometre için sınırlı bir beslenme takviyesi yapıyorum. Saat daha 12:30. Evden çıkalı 6 saat olmuş. Erdem kardeşimiz Adapazarı’nda oturuyor olsaydı, oraya da giderdim heralde. Olay hedefi belirlemek sanırım. İşte o an içimden diyorum ki; “Ulan Behçet, sen zorlasan 150, hatta 200 bile gidersin günde. Ebenin Edirne’sine bile gidersin.” Behçet değil, Barış. Ancak Behçettiğim günleri de göreceğiz hayırlısıyla (bkz.kader, kısmet etc.).

Son on kilometreyi de bir gazla aldıktan sonra, ufak bir “nereden döneceğim” telefon konuşması yardımıyla, çotaa diyerek Erdem’lerin evinde bitiyorum. Şimdi hasret giderme zamanı. Yarın turlasak mı lan buralarda?

Reklamlar

Posted 29 Haziran 2010 by hammurabi in 2009

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s