Köseköy-İstanbul turu (2/3)   Leave a comment

2. gün

24 Nisan Cumartesi

Kerpe – Şile

76,33 km

Alçıpanla yapılmış prefabrik pansiyonumuz mu neden oldu bilinmez, saatin alarmı çalmadan kuş gibi hafif uyanıyoruz. Havada klasik serinlikte bir karadeniz nemi hakim, ama güneşin parlaklığı bir iki saate kalmaz bu serinliği dağıtıverir gibi duruyor. Bu kadar hava durumu yeter. Kahvaltıya geçelim kuzum.

Sabah tekrar atlıyoruz motora. Şu ilerideki koyda ne var merakımızı gidermemiz lazım. Gazlıyoruz, pat o koydayız. Havada asılı serin nem, motorun hızıyla gözümüzden süzülen yaşlara karışıyor. Kerpe’deyiz ve çok şairaneyiz. Tekrar merkeze dönüp, büyükadayı andıran denize nazır camekanlı bir lokantada kahvaltı ediyoruz. Güzel havanın getirdiği geyikle pansiyondan çıkışımız da on biri buluyor. Buğra bu noktada tekrardan gazlayarak, otobandan İstanbul’a dönüyor ama o gönüllerde hep bisikletçi olarak kalacak. Henüz ciddi rampalarla yıpranmamış ben ise en sahildeki hafif bozuk yolu tutarak, kıvrıla, döne, tırmana Ağva’ya doğru yola çıkıyorum. Yalnızım.

Yol güzel, keyifli ve boş. Kuşların sesini müzikçalara yeğliyorum. Bazı köylerden geçiyorum. Arada bir sahile uğruyorum, arada bir içerilerde, orman diplerinden geçiyorum. Yolda dünkü kadar sinek böcek yok, ya da daha yavaş seyrettiğimden üstüme başıma toslamıyorlar. Saatte 40 km/h ile giderken gözlük camına çarpıp geçen at sinekleri olsun tek sorunumuz! Bu yolların üzerinde Kocaeli doğa yürüyüş parkurları girişlerinin bulunduğunu da belirtmek isterim tabii ki. Herkes kendine böyle alengirli yollarda bisikletli eziyet çektirmek istemeyebilir. Neyse ki yol bir süre sonra, tam da bakkalın Buğra’ya söylediği gibi temiz bir asfaltla buluşuyor. Ördek vaklarından müteşekkil dereler geçiyorum. Ağva ile Kerpe’nin tam ortasındaki en büyük köy olan Bağırganlı’ya varıyorum. Kola ve çikolata molası veriyorum. Veletler toplanıyor: “Abi kaç fites?”

Büyük bir sorun var. Melen çayı projesi kadar büyük. Taa iki yüz kilometre öteden su taşıyarak zamanında Bizans’ın Yıldız Dağları’ndan yaptığını şimdiki yoz kafayla tekrar yapmaya çalışıyoruz. Her şey İstanbul için! Elli metre genişliğinde, sonsuz uzunlukta şantiye alanı, traşlanan tepeler, dümdüz olan vadiler, toza toprağa yabancı Karadeniz’e vurulan bir darbe gibi adeta. Evet, hepsi İstanbul için. Üçüncü köprü de yapılınca tam olacak. Buralardaki son ağaç da kesilene kadar yol ve su problemi yaşamayız artık. Harika!

Bağırgan’lıdan sonra geçtiğim köylerden birinde, gelecekte çok sağlam bisikletçisavar olacağı belli, bidik mi bidik bir köpek geliyor yanıma. Koştura koştura geliyor, hem de titrek. Büyüyünce bisikletlileri kovalamaması için seviyorum hayvancığı. Aptal hemsoyları gibi anayollara atlamamasını da öğütlüyorum. Dünkü köpek kazası canımızı sıkmıştı, evet. Duyarlandım falan, bir şeyler oldu…

Yol ara sıra çığrından çıktığı için bazı köyleri es geçtiğim, yolu uzattığımı sandığım noktalar olmuştu. Ağva’ya az kaldığı kilometre saatinden belli olurken, geçtiğim köylerden birinde yine yol soruyorum. Buradan aşağı diyorlar. İki tane aşağı inen yol var oysa ki orada. Sikerler diyip giriyorum bir tanesine. Sonra bayağı yükseldiğim anlaşılıyor. Solda, aşağıda serilen manzaraya baktığımda, başka bir yol görüyorum benim gittiğim batı yönünde. Ben ise vericilerin dibindeyim. Ağva’ya tepelerden uçarak inmek ayrı bir hava katıyor gezintimize.

Sahil tarafına uğruyorum. Derelerden birine şöyle bir bakıyorum. Kalabalığa kıl oluyorum heralde, tıkınıp gideyim diyorum. Pide yiyorum merkeze yakın bir yerde. Zaten saat iki buçuk oldu. Bir saat de yemek faslı ve oyalanmalar sürünce, daha kalan kırk kilometremi de düşünerek hemencecik Şile yönüne doğru ayrılıyorum Ağva’dan. Ayrılmadan önce bir kahvehane önünde çıkış yolunu sorduğum amcalar, “otobüsler 3 liraya götürüyor, kendini yormaya değmez” türünden anti-sporkültürel kahve söylemlerini pekiştiriyorlar. Size ne ulan? “Teke yolunda trafik vardır” diyorum. “Yok trafik” diyorlar. Trafikten ne kastettiğimi anlamayacak derecede uyuşmuşlar belli ki. Aslında kalan kırk kilometre Teke üzerinden giden ana yoldaki mesafe. Ben ise yine manyaklığı devam ettirerek, bu sefer daha uzun yokuş süreçleri olan sahil yolundan devam etmeyi seçiyorum. Amcaların söylediğinin aksine üç beş kilometre tasarruf edeceğim haliyle, ama başka yerlerimden çıkacak o kilometreler.

Tırmanıyorum tırmanıyorum, karşılaştığım manzara; çukurda kalmış bir köy ve onun devamındaki yolun diğer tepeye kadar çıkması. Daha inmeden moralin sıfırlanması. Bu kadar çok iniş çıkış insanda ne tempo bırakıyor ne de keyif. Bu tip bir güzergâh seçerken yokuş ineceğim beklentisine girmemek lazım kısacası. Ayrıca inerken de yolun abuk subukluğu yüzünden devamlı fren sıkarak, verimsizliğin dibine vuruyorum. Bekle beni memleketim Şile, geliyorum.

Yokuşlar çıkıp iniyorum. Bungalow levhalarını görünce fikrimi değiştirip günü noktalayacak oluyorum, sonra deniz seviyesine inmekten korkup tekrar devam ediyorum. Yol soranlar oluyor. Sakin yolu tercih eden 34 plakalarla beraber Şile’ye doğru gidiyorum. Kerpe-Ağva arasındaki köyümsüler, Ağva-Şile arasında daha çok motel ve yazlıklara bırakıyor yerlerini. Güzel yerlere ulaşmak hep zordur önermesini sıklıkla ve rahatlıkla kullanabiliriz.

Şile’ye Fener tarafından girmeye çalışıyorum. Ağlayan Kayalar’ı ıskalıyorum sanırım. Zaten son rampayı da çıkarken ben de ağlıyordum. Askeriye kısımlarını geçiyorum. Fener’e varıyorum. Sonra Kale’ye iniyorum. Ardından Taş Mektep’e çıkıyorum. Bir pansiyona yerleşiyorum yine. Yüzüm gözüm, her bir yanım çökmüş durumda. Bu yolu düze vursam iki katı mesafeyi çıkarırdım heralde. Gidip tıkınıyorum.

Akşam Şile’nin liman manzarasına bakan mekânlarından birine gidiyorum. Manzaraya direkt dönük olarak yan yana oturulan masaya çöküyorum. Bir bira söylüyorum, geçtiğim yolun şerefine. Bir bira daha söylüyorum, önümdeki manzaranın şerefine. Bir bira daha söylüyorum,  yarın gideceğim yolun şerefine. Bir bira daha söylüyorum sonra. Bu seferki sadece kendi şahsi zevkim için. Rampaları unutmak için içiyorum…

Reklamlar

Posted 29 Haziran 2010 by hammurabi in 2010

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s