İstanbul-Altınoluk turu (6/8)   Leave a comment

6. gün

28 Ağustos Cumartesi

Çanakkale – Tavaklı İskelesi

78,82 km

Erken bir saatte uyanarak Ozan’ı iskelede karşılamaya gidiyorum. Sonra arkadaşın evine dönerek son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Ozan’ın internet üzerinden ulaştığı Çanakkaleli bir bisikletçi arkadaşıyla buluşmak için tekrar meydana iniyoruz. Kamil bize bugün yolun yarısından da fazla bir mesafe boyunca eşlik edecek. Özellikle Çanakkale çıkışımız onunla birlikteyken rahat bir yoldan ve eğlenceli geçecek. Yarım saat çay ve tanışma faslından sonra saat sekiz civarında pedallara basıyoruz.

Çanakkale’ye vardığım günde de bazı bisikletseverlerin dikkatini çekmiş, bira içerken “Bugün yüklü bisikletle gelen sizdiniz değil mi?” türünden sorulara maruz kalmıştım. Şehir küçük, bisiklete ilgi de çok olunca böyle hoş manzaralar ortaya çıkabiliyor. Kamil de bu bölgede fazlaca pedallamış ve performansı her ne kadar “bayadır binmiyorum abi” modunda olsa da iyiydi. Zaten ben Çanakkale’ye gelene kadar geçen ilk beş gün kendimi parçaladığım için artık bu bedenden hayır gelmeyeceğini biliyorum, kıyaslamalarımı bu doğrultuda yaptığım ayrıntısını atlamayalım.

Kepez ve Güzelyalı civarlarını alternatif yoldan sohbet ede ede geçip, ufak bir mola veriyoruz. Sonra tekrar Çanakkale-İzmir ana yoluna çıkarak İntepe’yi tırmanmaya başlıyoruz. Zaten öyle abartı bir tırmanma söz konusu değil. Ancak hemen tırmanışın başlarında fotoğraf çekmek için yine o her zamanki yersiz ve ritim bozan duraklamalarımdan birini gerçekleştirirken, otomobil ve koca koca kamyonların motor gürültülerinin sakladığı, ince miyavlamalar duyuyorum. Evet! Yol kenarından, çalılıkların arasından miyavlamalar geliyor. Miyavlama da denmez, miyuvlama. Yavru kedimiz tek başına kocaman açılmış mavi gözleriyle bana bakıyor. Çevreye şöyle bir göz gezdirdiğimde ona analık edecek başka felis catus’a rastlamıyorum ve ufak çapta bir kurtarma operasyonu yapmaya karar vererek, miyuvlayan arkadaşı gidon çantamın içine atıyorum; kafası dışarıda, bana bakıyor, ben yola.

Ön maşanın sabit oluşundan nasibini alan kedicik, ufak beyin sarsıntıları geçiriyor. Bir süre sonra ilerde Kamil’i yakalayarak kedi için ne yapabileceğimizi konuşuyoruz ve ilk gördüğümüz, lokantası olan ve insanların gelip geçeceği bir tesise bırakmaya karar veriyoruz. Çok geçmeden de uygun bir yer bulup salıyoruz kediciği. Yine aynı gözler, yine aynı miyuvlar ama artık anayoldan bir fersah daha uzakta, muhtemel beslemelere açık bir şekilde hayatına devam edeceğini umarak devam ediyoruz. Biz kedi derdine düşmüşken Ozan uçtu gitti çünkü!

Ozan’ı bayağı ilerde yakalıyoruz ve yol devam ediyor. Bir ara yolun sağ tarafına kurulu manavdan elma alıyorum kendime, ama o tarafta  ilgilenen kimse olmadığı için, kendim poşetleyip, yolun karşısına geçip ücretini ödeyip, oradaki adamlarla da geyiğe giriyorum. Tabii ana konumuz “Neeeey İstanbul’dan mı geldin??” olarak. Saat on buçuk gibi, kırkıncı kilometrede, ana yoldan ayrılacağımız noktaya geliyoruz. Sağa dönüş yapacağız ve tabelalarda Bozcaada, Geyikli ve Mahmudiye yazmakta. Ayrıma yakın bir benzinlikte su takviyesi ve bir takım serinleyici önlemler alıyoruz. Yine ve yine sıcak olduğunu söylememe artık gerek yok sanırım.

İşte şimdi de harita hünerlerimizi sergileyeceğimiz ana geldik. Bu GPS’sizlik başa bela, ancak Türkiye yollarında sorun olmuyor, çünkü gerçek demokrasilerde çarelerin tükenmeyeceğini biliyoruz. Ayrıca “bütün yollar Roma’ya çıkar” deyimi kapı gibi aklımızın bir köşesinde. Parçalı bulutlu haritaları birleştirerek gidilecek en kestirme yolun Pınarbaşı, Bozalan, Mecidiye, Geyikli olduğunu belirliyoruz. Hani Mahmudiye’nin içinden geçip, Bozköy üzerinden de gidebilirdik yani. Sıkıntı olmasın sonra…

Bir tarafta termik santral manzarası, bir tarafta deniz üzerinden Bozcaada manzarası derken, asfaltın sakız gibi olmasına neden olan sıcaklardan ve düz yollardan geçerek, Bozcaada feribotlarının kalkmadığı, bir güneydeki iskelenin sahilinde buluyoruz kendimizi. Bu aralıktaki yolda benim en çok sinirimi bozan iki şey termik santralin tozlu görüntüsü ve camları tamamen kapalı lacivert Tuareg cip oluyor. Güneşten derimiz gerilmiş; üzerinde ter damlacıkları belirmiş, sıcak rüzgar dudaklarımı kurutuyor. Dinlendiğim noktada klimalı cip bana bakıyor, ben ona bakıyorum. O bana bakıyor, ben de ona bakıyorum. Demir yığını canım (yazar burada kendine bile inanmıyor).

Bozcaada’ya nazır fotoğraflarımızı çektikten sonra, öğle molamızı veriyoruz. 61 kilometre olmuş yola çıkalı, Assos’a daha 70 kilometre var. Arada bir yerde duracağız elbet, ama nerede? Yolun devamıyla ilgili kalacak yer araştırması yapmamıştık ama bu güzel batı sahillerinde geceleyecek bir yer bulunacaktı elbet. Bir saat kadar süren moladan sonra Kamil’le yollarımız ayrılıyor. Ona da bugünlük minimum 120 kilometre bir antrenman yaptırmış olduk. Bir sonraki keşisen yolda görüşmek üzere!

Yirmi dakika ilerlemiyoruz ki, yolumuzun üzerinde Dalyan köyüne yakın antik şehir Alexandria Troas’a varıyoruz. Türkçe meali Troya İskenderiye’si. Yağmalamalar ve depremlerle talan olmuş bu antik liman kentinin sağlam kalan tek arkını ve birkaç taş yığınını görmekle yetinerek, sıcaklara daha fazla şans tanımadan yola devam ediyoruz. Behramkale tabelalarını takip ederek ilerliyoruz. Yolda gördüğümüz bir başka tabelanın yönündeki Kestanbol kaplıcalarına sapmıyoruz. Aksi halde tam anlamıyla bir haşlanma gerçekleşebilir çünkü. Şu dakikada hamam, banyo ya da kür olmaz; olsa olsa deniz olur. Hem Altınoluk yolunun iki güne bölünmesi, hem de Ozan’ın dün gece İstanbul’dan otobüsle gelmiş olmasının getirebileceği muhtemel yorgunluk ile ağır ve bol mola vererek gidiyoruz.

Bir hayrat molasından hemen sonra (U2 sponsorluğunda gerçekleşti), yemyeşil çimenleriyle bizi adeta tekrar dinlenmeye davet eden kafeye dalıyoruz. Böyle de laçka olunmaz ki ama, tur mu yapıyoruz, Vedat Milor mu kasıyoruz belli değil. Artık saatler üç buçuğu gösterdiğinden hafif bir sıcaklık insafı söz konusu. “Oh her tarafı da sulamışlar burada ne güzel” şeklinde dolaşırken birbirine geçmiş üç tane tüy yığınıyla karşılaşıyoruz. Bugün yavru havyanlardan yana şansım açık. Ağaçlardan birinin gölgesinde uyuklayan şapşal köpek yavruları bunlar da. Daha fazla dayanamayarak kurcalıyorum onları ve uykularından oluyorlar. O sırada beri yandan, neredeyse yere değen memeleriyle, anneleri geliyor. Bana iki tane sağlam havlayıp, kovalayacakmış gibi korkutup, beni kaçırdıktan sonra, yavrularının yanına kuruluyor. Ben de kolamı yudumluyorum ötede. Saygılar.

Bu molayı da bitirip, belki on beş dakika bile sürmeden tekrar çıkarıyoruz spd’leri. Sabahın sağlam temposu yetti de arttı. Hazır iki günlük yolu yarılamış, düzgün bir tesis ve güzel bir sahil bulmuşken, burada geceleyelim diyoruz ve saat dört sularında, plaj havlusunu serip denize girmek üzere, günü noktalıyoruz. Normalde bungalow ve ağaç evlerle hizmet veren Agora Meyhanesi’ne, çadırcı kisvesi altında giriyoruz. Duşumuz, tuvaletimiz var. Denize atlıyorum hemen. Bütün kiri pası alsın diye. Abuk güneş yanıklarına da bir yararı dokunur belki. Yok, o iğrenç izlerin geçmesi biraz zaman alacak. Bisikletle tatil yapmanın “tek” olumsuz tarafı.

Vardığımız yerin adı Tavaklı İskelesi. Tenha ve yayılmış bir yer. Sahilinin manzarası çok güzel, çünkü batıya bakıyor. Güneş bir şeftali gibi akıp gidiyor önümüzden. Biz de portatif ocaklarımızda makarna haşlamaya geçiyoruz. En rahat çadır kamplarımdan birini yapıyorum. Burasının tamamı kamping olsa tadından yenmezdi tabii. Görünüşe göre yarın Altınoluk, benim için turun son günü olacak. Ozan da üç gün daha devam ederek İzmir’e gidecek. Tabii son gün geliyor diye sürprizlere kapalıyız denemez, daha yeteri kadar yabancı turcuyla karşılaşmadık mesela. Hatta, Altınoluk’ta emekli gibi oturup bisikleti bir köşeye koyacağımızı sanıyorsanız, çok büyük yanılgılar içerisindesinizdir.

Reklamlar

Posted 13 Mart 2011 by hammurabi in 2010

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s