Yola çıkmadan önce birkaç şey (Bandırma-Cunda turu)   2 comments

Gözüme uyku girmiyor. Gerçekten girse nasıl çıkaracağıma dair hiçbir fikrim yok. Dört dönüyorum yatakta. Bir ay olmuş turdan döneli. Bugün matını, tulumunu, çadırını, bir de sikindirik sarı deniz şortunu (onu da kızdan hacıladı ya neyse) vermek için uğradığım ibne hatırlattı. Beraber videolara falan bakıp güldük. Daha çok gülmek için Buğra’yı aradık, açmadı. Yine de gereksiz bir dert kapladı içimi. Artık eski heyecanım yok muydu, düzenli olarak yazıp çizecek, fotoğraflara bakıp seçecek; “been there, done that” hissiyatıyla değil de, seve isteye kaygılana paylaşan adam neredeydi? Dedim ya dert kapladı diye, belki derdimi paylaşmam gerekiyordu. Kalktım yataktan, pencereyi açtım. Havalandım biraz. Laptobu yatağa koydum. Kablosuz klavyeyi kucağıma çektim. Word’ü açtım. Büyüttüm de büyüttüm puntoları. Bir yanda üst üste atılmış iki ayak, diğer yanda mavi ekranlı Word 2000 sayfası üzerine düşen beyaz harfler, yatağın ucuna, fındık ve cintonik eşliğinde bakayazıyorum.

İlgi alanına yönelik içerik oluşturan blog sitesi mantığını benimsediğim için, otun bokun muhabbetini yapmak yerine salt bisiklet turlarını, spécifiquement şehirlerarası bisiklet turlarını kayıt altına aldım hep. Sanırım yine de her yazı noktasına virgülüne kendisini yazanın ruh halini ifşa ediyor bir şekilde. Kelimelerin arasında başıboş gezerken yakalayanlar oldu beni. Güzel oldu öyle, bunu hisseden 2-3 kişinin varlığını bilmek yetti. Aralarda saçmalayıp coşarak açtığım, afiyetoldu.blogspot.com ya da istanbok.tumblr.com gibi siteler de oldu. Devam etmeyeceği belli şeylerdi nitekim. Burası öyle olsun istemedim hiç. Fotoğraf makinesini çıkartmadan şahsi şahsi bisiklete binmeye, artık zaten pek sönük yaşadığım anılarımı kendime saklamaya cüret edemedim. İşte bu yüzden, bu gece gözüme uyku girmedi.

On dört ay boyunca adam akıllı bir tur yapamadım. Zaten tembel bir adam olduğum için 1-2 günlüğüne bile kaçmadım hiçbir yerlere. En son, okulun yükünü attıktan hemen sonra, ikinci gün yazısını bir türlü yazamadığım Armutlu’ya gitmiştik. O kadarla kaldı. Sonrasında staj, mezun olur olmaz girilen iş (ne kadar da ballı bir pezevenk bu) derken, zamanımı bok gibi harcamakla kalmayıp, bir de kapitalizmin kanlı emelleri doğrultusunda sattım kalan dakikaları (evet, ofiste keçi kesiyoruz).

Bir belgesel kanalında yapım sorumlusu olarak çalışıyordum. Bol bol araştırma, saatlerce uçuşlar, otel odaları, direksiyon sallamalar, fotoğraf çekme, bazen kamera kullanma, çokça amelelik, tatminkâr program metinleri yazmalarla geçiyordu zaman. Aslında ne kadar da müthiş ve bana göreydi. Ne umutlarla başlanmıştı. Sonra farkettim ki insan çok bencil bir yaratıktı, ve ben bu yaptıklarımı kendim için yapmıyordum. Hiçbir kritiğe tâbi tutulmadan, havadaki boşluğa salınıveren, insana bir şey katmak yerine, bir sürü şeyi alıp götüren bir üretim söz konusuydu. Belki de severek yapılan işler dışında hepsi böyleydi. Ben niye sevemiyordum ya da sırf bok atmak için bu role soyunuyordum? Bu, “Madem bisiklete biniyorsun, neden onunla dünya turuna çıkmadın?” gibi, varoluşsal bir sorunsal idi. Giden tüm kızlar ve yerine konmakta zorlanılanların sebebiydi. Sahiplenememek ve gereksiz derecede sahiplenenlere boyun eğmek birey bazında ve ülke çapında ciddi bir problemdi.

Kendim için yapabileceğim en iyi şey, işten izin alarak hayatıma kattığım zaman diliminde dosdoğru bisikletle tura çıkmaktı. Buğra hazırdı, Gökhan garip bir şekilde yetişecekti. Aylar olmuştu bisiklete binmeyeli. Bir gün kalktım, bisikletçileri dolaştım. Öte-beri eksik malzemeleri toparlardım. Kondüsyon yerlerde sürünüyordu. Bandırma’ya feribot bileti aldım. “Kaz dağlarına” demiştik yola çıkmadan önce, ne bir harita bastım, ne bir plan yaptım. Yollar vardı yer yüzünde (tamam abartmayalım, Balıkesir ve Çanakkale’de), her birinden, her geçişte farklı bir hikâye yaşanan. Attık kendimizi gemilere, aşmak üzere Marmara’yı. İlk gün, beş sene önce geçtiğim rotanın aynısını yapacaktık hep birlikte. Yine aynı manzaraya ve insanlara rastlayacak mıydık acaba? Aynı duyguları tadacak mıydık? İnsan zaman geçtikçe değişiyor muydu? Deniz otobüsünde yanımda oturan Çinli, Buğra mıydı?

Image

Reklamlar

Posted 27 Eylül 2013 by hammurabi in 2013

2 responses to “Yola çıkmadan önce birkaç şey (Bandırma-Cunda turu)

Subscribe to comments with RSS.

  1. Harbi güzel bir yazı olmuş teşekkürler 🙂

  2. Peki ya bu gün? Nerelerdesin?

yorum yapılabilir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: